AVRASYA VETERİNER KLİNİĞİ

DOĞANCILAR CADDESİ NO:71/A ÜSKÜDAR /İSTANBUL TEL:0216 492 20 57

Web dizayn Zeki ÇELEBİ

CİMCİME & TIGER

TANIŞMA:

Cimcime ve Tiger sokakta doğan Abuzer ile Fato'nun çocukları... İki kedi ve benim tanışmam daha doğrusu tanışmak zorunda kalmam bir yağmurlu güne rastlar. İlk aylarda o güne lanetler ettiysem de şimdi benim için o gün kutsal bir gün oldu.

Efendim, gecenin onbirbuçuğu ve dişarda enfes bir yağmur... CD çalardan hafif müzik nağmeleri dökülüyor ve ben cam kenarına oturmuş, hayallere dalmış soğumaya yüz tutmuş çayımı yudumlamadan önce sönen sigaramı yakmaya çalışıyorum. Bu koca şehirde tek başımayım. İş stresinin üstüne ayrıldığım adamın hüznüde eklendi. Piskoloğumun söylediklerini nasıl uygulayabileceğimi düşünüyorum. Bunları düşünürken derinden gelen bir ses dikkatimi çekiyor. Aldımı şimdi bana bir merak. İnmidir, cinmidir, hırsızmıdır derken biraz cesaretle sesin dişardan geldiğini anladım. Hatta daha da ileri gidip camı açtım. Derinden gelen ses dahada netleşti. Bunun inlemeyle viyaklama arası bir ses olduğunu anladım. Anladım; ama acaba ses nereden geliyor diye düşünürken penceremin hemen yanındaki balkondan geldiğine karar verdim.Haydi kızım diye kendi kendimi poh pohladıktan sonra balkon kapısını açtım ve çığlığı bası vermemle kapıyı kitlemem bir oldu. İki fare balkonumun köşesine büzüşmüşler birbirinin üstüne tırmanmaya çalışıyordu. Oldum olası farelerden korkarım. Nedenini bilmem; ama yine de korktuğumu bilirim ve korkabildiğim kadar çok korkmaya çalışırım. Biraz sakinleşince önce itfaiyeyi aramayı düşündüm sonra adamların yüzlerinin alacağı ifadeyi gözümün önüne getirince vazgeçtim. İstanbul'da tanıdığım kimse yokki !

Aklıma komşum geldi. Pek samimi değilim; ama bu civarda göz aşınalığımın olduğu başka kimse de yok. Komşumun kapısını çaldım. 'Beyi' açtı kapıyı. Durumu anlattım. Hemen süpürgeyi kaptı ve romalı savaşçı edasıyla dalıverdi dairemden içeri. Biz (romalı askerin karısı ve ben) arkasından onu takip ediyoruz yüksekçe bir koltuğun arkasındayız her ihtimale karşı. Romalı önce silahını omuz hizasına kadar kaldırdı sonra da kapıyı dikkatlice araladı. Bir şey göremeyince birazdaha derken kapıyı tamamen açti fareler görünürde yok. adam kapıyı kapattı ve içeri gelerek farelerin balkonun köşesinde duran karton kutunun içine yada arkasına saklanmış olabileceklerini söyledi ve yine eskisi kadar dikkatli ve hazır bir şekilde kapıyı açtı balkona çıktı. kutuyu yavaş yavaş kendine doğru çekerken acı bir viyaklama sesi tekrar duyuldu. Romalı kutuyu iyice kendine çekince ortaya çıkan farelerin aslında kedi yavrusu olduğunu öğrendik.

Sorunlar başlıyor:

Yavrular vıyaklaya vıyaklaya birbirlerinin üstüne tımanıyorken "şimdi ne olacak diye sordum" romalı "sorun değil boş bir kutuya koyup dişarı atarız anneleri gelir alır onları hanım sen evden boş bir kutu getir" dedi. yavrular karton bir kutunun içine süpürgeyle itilerek kondu ve dış kapının önüne kondular. aslında sorun bitmişti nezaketen komşuma kahve yaptım kahveleri içerken kedi yavrularının nasıl 2. kata kadar çıkmış olabileceği konusunu konuştuk herşeyi bilen romalı annelerinin onları ağızında taşımış olduğunu ve balkonumu yuva olarak seçmiş olabileceğini söyledi. kahveler bitti herkes evine çekildi. Ben tekrar sigaramı yaktım biten cd calara yeni bir cd koydum ve cam kenarında yarı patronla yapacağım görüşmeyi düşünmeye karar verdim. verdiğim karar iyiydi ama aklımı bir türlü toplayamıyordum sıksık aklıma gelen "acaba anne yavruları aldı mı?"  sorusu yavaş yavaş merağa döuştu. gece 12 yi çoktan geçmişti. önce balkona çıktım aşağıya doğru kendimi sarkıtıp kutuyu görmeye çalıştım ama olmadı. neyse herhalde anne onları almıştır üstelik sesleride gelmiyor diye kendimi teselli ediyordum ki viyaklamalar tekrar başladı. Dişarda hizla yağmur yağıyordu acaba ıslanıyorlarmıdır diye içimden geçirirken ayaklarım sokak kapısına doğru bei sürükledi. şağı indiğimde karton yağmurdan erimiş yavrular nerdeyse boğuluyordu. nasıl oldu bilmiyorum ama eve geldiğimde iki yavru kucağımdaydı ve ben onları kurutabilecek birşeyler arıyordum. Sakin olmam gerektiğine karar verdim. Daha önce hiçbir hayvanı ellememiştim bile ama şimdi durum farklıydı ençok korkmaktan korkuyordum ama işte hiç korkmamıştım onları ellerken emin olmak için onları birazdaha ellemeye karar verdim daha önce hayvan severlerin yaptığı okşama şeklini hatırladım ve onları taklit ederek kedi yavrularını okşadım işte o an inanılmaz bir şey oldu-benim için- yavruların viyaklamaları durdu. onların üşüdüklerine karar verdim havluya sararak karoluferin üstüne koydum. Bu iş hoşuma gitmeye başlamıştı. ne yapacağımı bilmiyordum ama öncelikle yavruları kurutmam ve ısıtmam gerektiğinden emindim. Elime aldığım kağıt havluyla karaliför üstündeki yavruları kurulamaya başladığımda yavruların elimi emdiklerini fark ettim. acıkmıştı yavrucaklar Onlara birşeyler vermeliydim ama ne vereceğimi bilmiyordum. bu kadar küçük yavrular herhalde süt içerler diye düşündüm. dolaptan aldığım süt şişesini bıraz ılıklaştırdım sonrada bir çay tabağına koyup içmelerini bekledim. ama ikiside süt içmedi. süt yerine benim ellerimi emiyorlardı. bır anda yavrularının gözlerinin görmediğini fark ettim öyleki gözleri kapalıydı ve göz bebekleri görünmüyordu. zavallı kör yavruları çay kaşığıyla beslemeye başladım. yemek ziyafetinden sonra yavrular rahatladı viyaklamaları yavaş yavaş azaldı ve uyumaya başladılar. Bense pimpirikli anne oluverdim aman karalüferin üstünde  ya sıcaktan pişerlerse diye sıksık elim havlunun üstünde dolaşıyor. Neyseki herşey nornal saatde 2 olmuş artık bende yatamaya karar verdim. uyumak için herşey hazır. yatağa uzandım ve uzun süredir ilk defa kendimde bir huzur buldum. Bir ara uyandığımda kabuslar gördüğümü farkettim çünkü çok korkmuştum. hemen balkona baktım sonrada dış kapıyı kontrolettim ama anne kediyi göremedim. acaba  o ne yapıyor yavrularınımı arıyor yoksa bir köşede ağlıyormu? yine yatağıma uzandım ve tam dalıyordumki miniklerin viyaklama sesi tekrar duyulmaya başladı yatağımdan fırlayıp yanlarına geldim. havlu normal sıcaklıktaydı herhalde acıktılar diye düşündüm tekrar kaşıkla süt vermeye çalıştım ama hiçbiri içmedi viyaklamalar devam etti belki de susamışlardır dedim su verdim yine susmadılar aklıma yapabilecek bir şey gelmiyordu. canları mı skıldı acaba onları oynatmak için bir sürü hokkabazlık yaptım ama nafile viyaklamalar gittikçe artıyordu o an teknolojiden yararlanmaya karar verdim. internetten bir veterinerin cep numarasını buldum. hiç düşünmeden aradım. uykulu bir ses telefonu açtı ve ben bir solukta başıma gelenleri ve neler yaptığımı anlattım. her şeyi anlattıktan sonra veteriner hekim uykulu sesiyle önce bana geçmiş olsun dedi sonrada yavruların büyük ihtimalle tuvaletini yapamadığını bu yüzden ağladıklarını anneleri olmadığına göre tuvaletlerini benim yaptırmam gerektiğini söyledi. bunun için yavruların karınlarını geriye doğru yavaş yavaş ve hafif bastırarak sıvazlamamı ve sütü yarıyarıya sulandırmamı yarında kliniğe getirmemi söyledi. Teşekkür ettikten sonra yavruların teker teker tuvaletlerini yaptırdım ikiside rahatladı ve uyumaya başladılar. artık bendeçok yogundum koltuğun üstünde uyuya kalmışım

Sabah geç uyandım apartopar işe gitmek için hazırlanıp taksiye bindim işe gelirken kedicikler aklıma geldi yapacak birşeyim yoktu. işyerinden izin almaya çalışacaktım. işyerine geldiğimde arkadaşlara gecikme nedenimi ve yavruları anlattım. artık her kafadan yavrucakları nasıl bakacağım konusunda bir fikir çıkıyordu ilginç kimsenin bir dediği ötekini tutmuyordu. arkadaşlar dedim ben bu kedilere bakmaya niyetli değilim zaten onları biryere bırakmam lazım ama nereye. İzin aldım ve eve gittim Yavrucakları ağlarken bulmuştum acıknışlardı karınlarını doyurup tuvaletlerini yaptırdım. sonrada evim etrafında annelerini aramaya başladım. sokakta bir sürü kedi vardı Üsküdar bu açıdan tam bir cennet kedilere yemek veren bir bayan arkadaşla tanıştım öğretmenmiş kendisi ve sokaktaki kedilere bakıyormuş. başıma gelenleri anlattım sağolsun bana yardımcı oldu ve anne kediyi bulduk. hemen yavruları getirip yanına koydum anne önce yavruları kokladı sonrada kıçını dönüp gitti aaaa ne oluyor şimdi ? öğretmen arkadaşım gülerek yavrulara dokunduğum için anne onları kabul etmediğini söyledi benim kokum yavruların üzerine sinmişmiş. hemen çantamdan parfüm çıkardım yavruların üzerine sıkıp kendi kokumu kaybettirmeyi düşünüyordum ki bununda bir işe yaramayacağını öğrendim. yavrular başıma kalmıştı ama benim bakmama imkan yok. yavruları verebileceğim bir yer olmalıydı. öğretmen üzgün olduğunu ama bu konuda yardım edemeyeceğini söyledi. eve gelip internette bir şeyler bulmayı düşündüm belediyeleri aradım. petyshooplerı aradım sonuç koca bir sıfır oldu. aklıma akşam aradığım veteriner hekimi aramak geldi. utana sıkıla numarayı çevirdim. Doktorun sesi daha dinç geliyordu durumumu tekrar anlattım ve neyapabileceğimi sordum. doktor biraz düşündükten sonra gece almak şartıyla gündüz yavruları kliniğe brakabileceğimi söyledi. 2 ay sonrada onları sokağa bırakabileceğimi söyledi . en mantıklı çozüm buydu gerci ben tamamen kurtulmayı düşünüyordum ama bunada razıydım. doktorun adresini aldım eve zaten çok yakın olan kliniğe gittim.

Klinikte doktorla tanıştım onun ellerinde yavrular sanki daha emin ve güvende olduklarını anlamış gibi ikiside büzüşüp uyudu. doktor yavaş yavaş biberonla ağızlarına mama veriyor bir taraftanda karınlarını ovuyordu. bu esnada birinin erkek ve bireininde dişi olduğunu öğrendim. yavrular yemeklerini yedikten sonra onları bir kutuya koydu ve yardımcısına teslim etti. doktor bu yavrulara birisim vermem gerektiğini söyledi garibime gitmişti doğrusu biraz düşündükten sonra Tiger ve Cimcime dedim. doktorda onlara sağlık karnesi çıkartarak isimlerini yazdı. ve karnelerini bana verdi

Artık yavrularım yavaş yavaş büyüyor ilk çelimsiz halleri kaybolmaya başlıyordu. Yavrular büyüdükçe dahada şirin oluyorlardı. oyunlarına benide katıyorlardı ki geceleri benim için kabus olmaktan çıkmıştı. iki ay geçtikten sonra piskoloğuma gittiğimde  artık daha rahattım ve budurumu doktorum kedi yavrularına bağlamıştı. yavrular büyüdüklerinden artık klinikte kalmıyorlar kliniğe sadece aşı zamanı geldiğinde gidiyorlardı.