|
BSE
NEDİR? Cemal Nadi
AYTUĞ*
*Prof.
Dr., Topkim İlaç ve Premix Sanayi, İstanbul, e-mail: topkim@topkim.com Bilimsel
Gelişmeler Işığında BSE Sempozyumu’nda
“BSE nedir?” konulu tebliği sunma olanağını sağladıkları için
Sayın Düzenleme Komitesi’ne teşekkür ederim. Bu Simpozyumda, BSE
hastalığının çeşitli yönlerini içeren tebliğler sunacak olan değerli
meslektaşlarım BSE’nin ne olduğunu, şüphesiz ki bütün detayları
ile ortaya koyacaklardır. Seminerin bu ilk tebliğinde, “BSE’nin
ne olduğu?” nu detaylara girerek anlatmak yerine, çok kısa ve yalın
bir şekilde hastalığı özetleyip, bana ayrılan sürede “Hangi özellikleri
sebebiyle BSE nin bütün dünyayı ayağa kaldıracak derecede önem
kazandığı?” sorusu üzerine yoğunlaşmanın ve, risk
parametrelerine işaret etmenin daha yararlı olacağını düşünüyorum.
“Deli
İnek Hastalığı” veya basınımızda “Deli Dana Hastalığı” adı
ile bilinen “Bovine Spongiform Encephalopathy” (BSE) ilk olarak 1986 yılında
İngiltere’de tespit edilmiş olan bulaşıcı bir sığır hastalığıdır.
Beyin hücrelerindeki normal prion proteinlerin (PrP c.) yerine modifiye
olmuş patolojik prion proteinlerin (PrP sc. veya PrP res.) geçmesi
sonucu, merkezi sinir sisteminde tedricen gelişen süngerimsi tahribat
oluşumu ile karakterize olan bu hastalığın, sözkonusu patolojik prion
proteinlerle bulaşık yem maddeleri vasıtasıyla sığırlara ve diğer
hassas hayvan türlerine bulaştığı kabul edilmektedir. Hastalığın
kuluçka süresi en az 2-2.5 yıl, ortalama 4-5 yıldır. Bu dönemde,
canlı hayvanda enfeksiyonu teşhis etmek mümkün değildir. Hastalığın
klinik belirtileri, giderek artan bir tempoda olmak üzere, aşırı
duyarlılık, korku, ürkeklik, depresyon ve anlamsız hareketler gibi
davranış bozuklukları, aşırı refleksler, kas seyirmeleri,
miyokloniler, uzun adımlı ataksik yürüyüş, otonom sinir sistemi
bozuklukları ve zayıflama şeklinde özetlenebilir. Hasta sığır birkaç
hafta içinde mutlak ölüme sürüklenir. Beyin materyalinin
histopatolojik ve immunohistoşimik muayeneleri ile kesin şekilde teşhis
edilir. Tedavisi mümkün değildir (2,5,6,7,8,10). Ofis International Epizootik (OIE) kayıtlarına göre, şimdiye kadar 16 ülkede BSE görülmüştür. 2001 yılı Şubat ayı sonlarına kadar OIE kayıtlarına geçmiş olan klinik BSE olgusu sayıları yaklaşık olarak şöyledir (6,7): Ülke adı BSE den ölen sığırBüyük
Britanya
180.700
İrlanda
Cumhuriyeti
597 Portekiz
509 İsviçre
367 Fransa
245 Almanya
36 İspanya
29 Belçika
23 Hollanda
9 Danimarka
3 İtalya
2 Lichtenstein
2 Luxemburg
1 Umman
2 (1989
ithal inekler) Kanada
1 (1993
ithal inek) Falkland
adaları
1 (1989
ithal inek) Toplam....................................
182.526
Geçtiğimiz
15 yıl içinde 16 ülkede sadece 182.526 adet sığırda klinik kayıtlara
geçmiş bir hastalığın, normalde pek de fazla önemsenmemesi
gerekirken (İngiltere hariç), özellikle 20 Mart 1996 tarihinde “BSE
hastalığının insanlara da bulaştığına ilişkin kuvvetli şüpheler
bulunduğu” nun resmen
açıklanmasından itibaren, bütün dünya korku, kuşku ve paniğe kapılmış
ve o tarihten bu yana BSE gündemden hiç düşmemiştir. BSE hastalığını bu derecede önemli kılan nedenleri 3 ana başlık altında toplayabiliriz: A.
BSE’nin kaygı verici bir zoonoz
olma ihtimali, B.
BSE hastalığının ve etkenin
bilinen bazı özelliklerinden ve bazı bilinmezliklerinden kaynaklanan
riskler ve çözümsüzlükler, C.
BSE mücadele programlarının
beraberinde getirdiği ekonomik, sosyal ve siyasal sorunlar. BSE
bir Zoonoz’mudur?
Sığırların
BSE hastalığı aşağıda isimleri yazılı diğer prion hastalıkları
ile benzerlikler göstermektedir (2,7,6,8). -
Koyun ve keçilerin “SCRAPİE”
hastalığı, -
Geyiklerde “WASTİNG DİSEASE” -
Tilkilerde “BULAŞICI MİNK
ENCEPHALOPATHY” -
Kedigillerde “FELİNE SPONGİOSE
ENCEPHALOPATHY” -
Yamyamlarda (> 40 yaş) “KURU
HASTALIĞI” -
Yaşlı insanlarda (> 55-60 yaş)
“CREUZFELDT-JAKOB DİSEASE” (CJD) -
İnsanlarda “GERSTMANN-STRAUSSLER
SYNDROM” -
İnsanlarda “FAMİLİAL INSOMNİA” Uzun
yıllardanberi tanınmakta olan bu prion hastalıkları, genelde
birbirlerinden bağımsız hastalıklar imiş gibi düşünülmekte iken,
sığırlarda BSE hastalığının ortaya çıkmasından sonra yapılmış
olan araştırmalarda: 1-
İngiltere’de sığırlar arasında
patlak veren BSE hastalığının, “SCRAPİE” hastalığından ölen
veya öldürülen koyun ve keçilerin kadavralarından elde edilen et ve
kemik unlarının sığır yemlerine katılmasından sonra ortaya çıktığı
saptanmıştır. (1980-1989 döneminde uygulanan rendering prosesinin
prion proteinleri denatüre etmeye yeterli olmadığı belirtilmektedir).
Koyun-keçi “Scrapie prion proteini” nin sığıra adapte olarak
“BSE prion proteini” şekline dönüştüğü kabul edilmektedir
(2,6,7,8,10). 2-
BSE’den ölen veya BSE nedeniyle
kesilen sığırların et ve sakatatları ile beslenen yabani etçiller
arasında da Bulaşıcı Spongioz Encephalopathy’ler (TSE) görüldüğü
rapor edilmiştir (6). 3-
BSE’li sığır materyali
yedirilmek veya doğrudan beyin içi inokulasyon yapmak suretiyle, hastalığın
sığırdan sığıra, sığırdan koyun, keçi, fare, domuz, mink
tilkisi, lemur, maymun ve makak gibi çeşitli hayvan türlerine bulaştırılabildiği
deneysel olarak kanıtlanmıştır. Sığır BSE prion proteinlerinin bulaşıcı
nitelikte olduğu, maymunlar da dahil, çeşitli hayvan türlerine adapte
olabildiği kesinlik kazanmıştır (5,6,7,8). 4-
Hayvanlar üzerindeki bu çalışmalar
devam ederken, 1986-1996 yılları arasında İngiltere’de CJD’den ölen
insanlar arasında bulunan 10 kişinin yaşının 16-42 yaş arasında
bulunması (normalde 55-60 yaşından yukarı olması gerekirdi), klinik
tablo ve hastalık seyrinin klasik CJD den bazı farklılıklar göstermesi
ve bu kişilerden en az ikisinin BSE çıkan çiftliklerde uzun süre yaşamış
olmaları dikkat çekmiştir. “varyant
CJD” (vCJD) olarak isimlendirilen bu yeni bulaşıcı spongioz
ensefalopati (TSE) olguları ilk olarak 20 Mart 1996 tarihinde resmen açıklanmış
ve “bu yeni hastalığın sığırlardaki
BSE hastalığı ile ilişkili olabileceğine ilişkin kuvvetli şüpheler
bulunduğu” ilgili bütün uluslararası bilim ve sağlık
otoritelerince kabul edilmiştir (1,2,6,7,8,10). 5-
Varyant CJD (vCJD) olguları 1996
dan bu yana da devam etmektedir. 2000 yılı rakamlarına göre, 14-52 yaş
gurubundan, İngiltere’de toplam 85, Fransa’da 2 (veya 3), İrlanda’da
1 kişi hayatını kaybetmiştir (6). BSE
Hastalığının Kendine Has Niteliklerinden Kaynaklanan Riskler:
BSE
hastalığını diğer zoonozlardan farklı kılan ve hastalıkla mücadeleyi
zorlaştıran başlıca özellikler şunlardır: 1.
Hastalığın inkubasyon süresi çok
uzundur (fare ortalama 300 gün, sığır, koyun, keçi ve diğer hassas
hayvan türlerinde en az 2-3 yıl). Riskli materyali yiyen veya bir başka
şekilde enfekte olan bir hayvan veya insanın hastalanıp hastalanmayacağını
ve hastalığın belirtilerinin ne zaman ortaya çıkacağını tahmin
etmek bile zordur (2,6,7). 2.
Prion hastalıklarında antikor oluşumunu
sağlayabilecek nitelikte bir immun reaksiyon oluşmaz. Bu uzun inkubasyon
dönemi içinde, enfeksiyonu tesbit etmeye yardımcı olabilecek hiçbir
teşhis metodu geliştirilememiştir. Hayvan öldükten veya kesildikten
sonra uygulanabilen testler de, çok pahalı ve zaman alıcıdır (5,6,7). 3.
Süt, salya, idrar, dışkı ve sair
akıntılarla ve direkt temas sureti ile hastalığın bulaştığı henüz
kanıtlanamamış ise de, bulaşık aşı, serum ve diğer biyolojik
maddelerle ve embrio nakilleri ile prion hastalıklarının bulaşabildiği;
etkenin plasenta yolu ile anadan yavruya geçebildiği ve hastalığın
genelde BSE prion proteinleri ile bulaşık yem maddelerinin yenmesi
sonucu bulaştığı bilinmektedir (2,6,7). 4.
Hasta ve enfekte hayvanlarda beyin,
medulla spinalis, göz başta olmak üzere, beyin zarları, perifer
sinirler, beyin-omurilik sıvısı, lenf yumruları, barsakların bazı bölümleri,
pankreas, timus, karaciğer, dalak, ve sair iç organları, kemik iliği,
yavru zarları gibi organ ve dokuları çeşitli derecelerde bulaşma
riski taşır. İskelet kası (lenf ve sinir dokuları hariç), kalp, böbrek,
bağ dokular ve deri gibi dokular ile hastalığın bulaştığı henüz
kanıtlanmamıştır. Ancak, halen uygulanmakta olan mezbaha teknolojileri
ve et ve sakadat ürünleri teknolojileri dikkate alındığında, BSE
riski taşıyan ve taşımayan organ ve dokuları birbirinden ayırt
etmenin ve kesim sırasındaki bulaşmaları önlemenin kolay olmadığı
da bir gerçektir. (2,5,6) 5.
BSE Prion proteinleri yüksek ısıya,
donma ve kurumaya, pH değişikliklerine ve bütün dezenfektanlara
fevkalade dayanıklıdırlar. Kurutulmuş materyalde ve toprakta yıllarca
enfektif kalabilirler. Bilinen kaynatma ve pişirme işlemleri sırasında
tam olarak denatüre olmazlar. Bunları denatüre edebilmek için,
rendering prosesinde en az 20 dakika süreyle, 134-1380C ısı
ve 3 bar basınç; iç yağlar için en az 20 dakika süreyle > 2000C
ısı işleminin şart koşulduğu dikkate alınırsa, bulaşık olduğundan
şüphe edilen bir hayvansal ürünü zararsız hale getirmenin pratik
zorlukları daha kolay anlaşılabilir (2,7). 6. Prion hastalıkları mutlak öldürücüdür (2,7,6,10). BSE
Mücadele Programlarının Siyasal, Sosyal ve Ekonomik Maliyetleri:
BSE’nin
sosyal, ekonomik ve siyasal faturası şöylece özetlenebilir
(2,3,5,6,7): 1.
Sığır eti ve sakadat tüketiminin
azalması ve mutfak kültürlerinin değişmesi, 2.
İnsanların yediklerinden şüphe
eder hale gelmeleri, 3.
Dış ticarette zorunlu BSE kısıtlamaları, 4.
Pazarın daralması; geçimini sığırcılığa
bağlamış ailelerin ekonomik sıkıntı içine düşmeleri, 5.
Sığırcılığın gerilemesi sonucu
süt üretiminin düşmesi, 6.
Turizmin olumsuz şekilde etkilenmesi
(BSE riski varsa), 7.
Sığır, koyun ve keçilerden elde
edilen et-kemik unları ve diğer mezbaha artıklarının kullanımlarının
tamamen yasaklanması veya şarta tabi tutulması, 8.
Aşı, serum, biyolojik madde,
sperma, embriyo gibi çeşitli hayvansal üretim girdilerinin tedarikinin
kayda ve şarta tabi tutulması, 9.
Hudutlarda ve gümrüklerde güvenlik
önlemlerinin genişletilmesi, 10.
Hayvan sağlığı hizmetleri
giderlerinin aşırı derecede artması, 11.
Ülkede BSE hastalığının ortaya
çıkması halinde, gündeme gelebilecek sağlık zabıtası önlemleri de
şunlar olabilir: ·
Ülke çapında, bütün sığır işletmelerinde
BSE için özel bir komputerize kayıt programı uygulanması, ·
Hasta ve sirayetten şüpheli sığırların
ve bunların yavrularının tazminatlı olarak imha edilmesi, ·
Sığır, koyun ve keçilerden elde
edilen et, et ürünleri, sakadat, ham deri, diğer mezbaha ürünleri,
sperma, embrio, aşı, serum ve biyolojik maddelerin dış ticaretinin
yasaklanması veya kısıtlanması; Üretimde ve iç tüketimde yaptırımlar
ve kısıtlamalar, ·
“BSE free” sertifikası yoksa,
canlı damızlık, sperma ve embrio satışı yapılamaması, ·
Riskli sayılabilecek bütün ürünlerin
dış satımına ambargo, ·
30 aylıktan büyük sığırlarda
kesimden sonra BSE testi zorunluluğu, ·
1 yaşından yukarı bütün sığırların
etlerinin belirlenecek standartlara göre kemiklerinden ayrıldıktan
sonra tüketime sunulması, ·
İskelet ve sakadatın imhası veya
koşullu olarak renderinge atılması 12.
Bütün bu önlemlerin ağır faturası millete ve devlete çıkar. Sonuçta
siyasiler de etkilenirler. Bir ülkede BSE hastalığının çıkması ve hastalığın yaygınlaşması halinde o ülkenin başına gelebileceklere bir örnek olmak üzere, İngiltere’deki BSE krizinin sadece sığır işletmelerini doğrudan ilgilendiren ekonomik boyutlarına kısaca değinmekle yetiniyoruz (5,6,9): *İngiltere’de,
BSE den öldüğü bilinen sığır sayısı......................180.701
adet *Tazminatlı
olarak, gövde halinde yakılan sığır sayısı...............425.000
adet *Tazminatlı
olarak bir plan dahilinde peyderpey kesilip, bütünüyle et kemik unu
haline dönüştürülen sığır sayısı (30 aylıktan yukarı yaşlarda)..3.750.000
adet *6-30
aylık kasaplık sığırların iskelet ve sakatatı et-kemik unu halinde
değerlendirilmiştir. *İlgili
bütün hayvansal ürünlerin dış satımları büyük ölçüde kısıtlanmıştır. *Büyük
miktarlarda et stokundan, özellikle et-kemik unu stoklarından söz
edilmektedir. *AB
desteğine (%70) rağmen, İngiltere ekonomisi sıkıntıya düşmüştür. Bu
fedakarlıklara rağmen, İngiltere’de BSE hastalığı henüz eradike
edilebilmiş de değildir. Görüldüğü gibi, BSE ekonomik, sosyal ve siyasal açılardan önemsenmesi gereken bir realitedir. Ayrıca, insanımızın sağlıklı beslenmesini ve hayvan yetiştiricilerinin geçimini de çok yakından ilgilendirmektedir. Bir ülkede BSE hastalığının çıkması ve hastalığın yaygınlaşması kelimenin tam anlamı ile bir felakettir. Son pişmanlık fayda etmez. Felaket gelip çatmadan önce ne gibi önlemler almak gerekiyorsa, vakitlice alınmalıdır. Bizim
en büyük şansımız, ülkemizde bu hastalığın halen mevcut olmamasıdır.
Şimdiki görevimiz, bilimsel verilerin ışığında, BSE hastalığını
bütün yönleri ile tanıyarak, tanıtarak ve halkımızı aydınlatarak,
kısa, orta ve uzun vadelerde bütün riskleri en aza indirebilecek önlemleri
ortaya koymak ve bunların hayata geçirilmesine yardımcı olmaktır. Bu
Seminerin çok önemli bir kilometre taşı olabileceği kanısındayım.
Seminerin ülkemiz için hayırlı ve başarılı olmasını diler, bütün
katılımcılara saygılar sunarım. Yararlanılan
kaynaklar: 1.
Avrupa Birliği Komisyonu
Kararları: 2001/98/EC,
2001/25/EC, 2001/9/EC, 2000/418/EC, 98/534/EC, 98/692/EC ve AB Komisyonu
Basın Bildirileri: 24.11.2000, 29.01.2001,7.02.2001 2.
EMEA: Avrupa İlaç Değerlendirme
Ajansı (1999): Note for guidance for minimising the risk of transmitting
animal spongiform encephalopathy agents via veterinary medicinal products.
EMEA/CVMP/145/97, 11 sayfa 3.
FSA: Food Standards Agency, 2000:
Beef Assurance Schema BSE testing for cattle aged over 30 months at
slaughter., 10 sayfa, 21.12.2000. 4.
Lasmezas Cl., Desys CP., Robain
O., Jaegly A., Beringer V., Peyrin JM., Fournier JG., Hauw JJ., Rosier J.,
Dormont D. (1997) Transmission of BSE agent to mice in the absence of
detectable abnormal prion protein, Science, 275: 5298, 402-5 5.
MAFF: İngiltere Tarım Orman ve
Balıkçılık Bakanlığı (2000): MAFF BSE İnformation: Eradication;
Causes of BSE; Over thirty month cattle, Lifting the Ban, Diagnose of BSE,
Transmission of BSE; beef Industry., 25 Ekim 2000. Toplam 25 sayfa 6.
MAFF (Nick Brown imzasıyla) İngiltere
Tarım Orman ve Balıkçılık Bakanlığı (Ağustos 2000) Bovine
Spongiform Encephalopathy in Great Britain. A Progress Report. Haziran
2000, 123 sayfa. 7.
O.İ.E. Office Internationale
Epizootic. Bovine Spongiform Encephalopathy. B 115 (30.8.2000) ve Mart
2001 tarihine kadarki BSE insidans cetvelleri. 8.
Prusier, S.B. (1997): Prion
Diseases and the BSE crisis., Science, 278: 5336 ,245-51 9.
Stevenson MA., Wilesmith JW.,
Ryan JB., Morris RS., Lockhart JW., Lin D., Jackson R. (2000): Temporal
aspects of epidemic of bovine spongiform encephalopathy in Great Britain.,
Vet Rec., 147: 13,349-54 10.
USDA: United States Department of
Agriculture (2000): Bovine Spongiform Encephalopathy (BSE). APHİS Animal
Protein Ban İnformation. 12 sayfa. BSE
ile İLGİLİ KRONOLOJİK GELİŞMELER
Metin
GÜRÇAY* *Dr.,
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Veteriner Kontrol ve Araştırma
Enstitüsü, Elazığ, e-mail: metingurcay@hotmail.com Giriş: Spongiform Encephalopathy'ler nadir görülen hastalıklar olup, bu grup hastalıklar içinde en iyi bilinenleri, bu yüzyılın başında ortaya çıkan Creutzfeldt Jacop ve 1957 yılında Yeni Gine'de identifiye edilen Kuru hastalığıdır. CJD dünyada yaklaşık milyonda bir olarak görülür. CJD önceleri insanlarda yaşlanmaya bağlı oluşan kaçınılmaz bir doğal sonuç olarak kabul ediliyordu. Dr. Gajdusek'in 1976 yılında yapmış olduğu gözlemler sonucu, bu hastalığın Scrapie ve Kuru hastalığının bulunduğu Encephalopathy'ler grubunda bir hastalık olduğu ortaya koyuldu. Scrapie koyun ve keçilerde görülür. 18. yy dan beri İngiltere, Avrupa'nın birçok ülkesi, Asya, Afrika ve Amerika'da görülmektedir. Amerika'ya ithal edilen Cheviot ırkı koyunlarla bulaştığı bildirilmektedir. Güney yarımküre'de çok nadirdir. Avustralya'da eradikasyon çalışmaları sonucu söndürülmüştür. Scrapie tabi şartlarda 2-4,5 yaş koyunlarda görülür. İnkubasyon süresi 4-8 ay, dirençli sürülerde 5 yıl kadar olabilir. Morbidite %1-2, bazen %10-30 fakat letalite %100'dür. Otopside lezyonlar sadece merkezi sinir sisteminde meydana gelir. Simetrik olarak beyin ve medullada vakuoler dejenerasyon gözlenir. Transmissible Mink Encephalopathy ilk olarak 1947 yılında Wisconsin'deki mink çiftliklerinde rastlanmıştır. Daha sonra Kanada ve Finlandiya'daki çiftliklerde ortaya çıkarılmıştır (1,4,5,6,9). İnsan
ve hayvanlarda görülen encephalopathy'ler şunlardır: Konakçı
Hastalık
Görüldüğü yer İnsan
Kuru
Papua Yeni Gine İnsan
CJD
Tüm dünyada Koyun-Keçi
Scrapie
Avustralya, Yeni Zelanda ve
Bazı Avrupa ülkeleri hariç
tüm dünyada M.
Geyiği ve Elk
Kr. Wast. Dis.
Kuzey Amerika Mink
TME.
Kuzey Amerika ve Avrupa Sığır
B.S.E.
İngiltere Kedi
FSE
Tüm dünyada Spongiform
Encephalopathy'ler beyinde astrositosis, nöyronlarda amiloid birikimi ve
vakuoler dejenerasyon ile karakterizedir. Beyinde oluşan vakuollerden
dolayı beyin histopatolojik olarak süngerimsi bir görünüm aldığından
bu grup hastalıklara süngerimsi beyin hastalıkları da denilmektedir
(1,4,).
Hastalığın
Çıkışı ve İlk Epidemiyolojik Çalışmalar: İngiltere'de
1986 Kasım’ında sığır sürülerinde sinirsel semptomlar gösteren
yaygın hastalıklar görüldü. Bu nedenle 1987 Mayıs ayında hastalık
çıkan çiftliklere gidilip, hastalıkla ilgili veriler toplandı. Hastalığın
tanımı için ilk epidemiyolojik çalışmalara başlandı. Önceleri; 1.
Klinik benzerliği nedeniyle sığırlardaki
Scrapie hastalığı, 2.
Genetik bir hastalık, 3.
Kimyasal
maddelerin neden olduğu toksik bir hastalık olabileceği düşünüldü. Ancak
ilk epidemiyolojik çalışmaların sonuçları değerlendirildiğinde; 1.
Klinik belirtilere göre ilk vakanın
1985 yılında görüldüğü, 2.
İngiltere'ye dışarıdan ithal
edilen hayvan veya hayvansal ürünlerle girmediği, 3.
Genetik bir hastalık olmadığı, 4.
Aşı, farmakolojik ürün ve ziraat
ilaçları ile ilgisi olmadığı, 5.
Irk ve cinsiyet ile ilgisi olmadığı,
her cins ve tür sığırın duyarlı olduğu, 6.
Yaygın epidemiler şeklinde ortaya
çıktığı, 7.
Coğrafik olarak özellikle İngiltere'nin
güneyinde daha yüksek insidens ile görüldüğü, 8.
Hastalığın sütçü ırklarda daha
yüksek oranda görüldüğü, 9.
Sürü büyüklüğü arttığında sürüde
hastalık görülme oranının arttığı, 10.
Normal şartlarda sığırdan sığıra
veya sığırdan diğer türlere geçmediği, tek yaygın faktörün et ve
kemik unu içeren yem maddeleri olduğu sonuçları çıkarıldı
(7,9,10). Hastalığın
Sebebinin Araştırılması: Bu çalışma sonuçları doğrultusunda İngiltere'deki et ve kemik unu üretiminde kullanılan rendering sistemleri araştırmacılar tarafından incelendi. Özellikle 1976-1982 yılları arasında bu sistemde önemli değişiklikler yapıldığı gözlemlendi. Bu dönemde İngiltere'de solvent kullanılarak ve kullanılmayara yapılan rendering olmak üzere iki şekilde yapılmaktaydı. Solvent kullanılmadan yapılan rendering sisteminde, ürüne bir defa kuru ısı uygulamak suretiyle yağ çözündürülür, daha sonra santrifügasyon veya presleme ile % 7-14 oranında yağ içeren ürün elde edilirdi. Solvent kullanılarak yapılan rendering sisteminde ise ürüne önce kuru ısı uygulaması yapılıp yağ çözündürülür, daha sonra solvent ilavesi ile buharlı şeritlerden geçirilerek yağın uzaklaşması sağlanırdı. Bu sistemde ürüne biri kuru biri de yaş ısı olmak üzere iki defa ısı uygulaması yapılmakta böylece hem üründeki yağ oranı % 5'in altına düşürülmekte hem de üründeki enfektif ajan miktarı azaltılmaktaydı. Ortadoğu'daki gerginlikler nedeni ile petrol, dolayısı ile petrol derive organik solvent fiyatlarındaki artışlar, et ve kemik unu üretiminde solvent kullanılarak yapılan rendering oranını % 80 'lerden , % 20'lere düşürdü (9,10). Sonuç: İngiltere'de klinik belirtilere göre şekillenmiş vaka sayısının 1985 yılından sonra artış göstermesi, bu dönemde sayıları artmış Scrapie'li koyun kadavralarının organik solvent kullanılmadan yapılan rendering sisteminden geçirilerek et ve kemik unu üretimi yapılması ve bunun sığır beslenmesinde yaygın olarak kullanılmasından kaynaklanmaktaydı (9,10). Laboratuvar
şartları altında BSE'li sığırlardan alınan beyin dokusu ile koyun,
keçi, mink, fare ve sığırların beslenmesi sonucu oral taşınma başarılmıştır.
Tabii şartlarda oral taşınmanın gerçekleştirilebilmesi için
100.000.000 partikül içeren proteinin ağız yoluyla alınması
gerekmektedir. Beyin, spinal kord ve retina fareler için infeksiyözdür.
Kas dokusu, süt, meme dokusu, dalak, plasenta ve lenf düğümleri ile
farelerin beslenmesi sonucu enfeksiyon gerçekleştirilememiştir. Yine süt
ve meme dokusuyla taşınma üzerine yapılan çalışmalar devam etmekte
ancak şu ana kadar süt ve meme dokusu ile enfeksiyon taşınması gerçekleştirilememiştir.
Değişik rendering metodları denenmekte fakat şimdiye kadar enfekte
dokudaki BSE etkenlerini inaktive edecek etkili bir rendering metodu
bulunamamıştır (3,9,10). Hastalık
vakalarının görülme oranında hızlı artış olması, 1985-1986 yılından
sonra bu epideminin kontrol altına alınabilmesi yönünde bazı
tedbirler alınmasını zorunlu kıldı. İngiltere hükümeti tarafından
aşağıdaki tedbirler alındı. 1.
1988 yılı Haziran ayında; a.
BSE ihbarı mecburi hastalık olarak
kabul edildi. b.
Şüpheli hayvanlar kontrol altına
alındı. c.
Şüpheli hayvanlar damızlıktan çıkarıldı. 2.
1988 yılı Temmuz ayında; a.
Ruminantların derive ruminant proteini (rendering ürünleri) ile
beslenmesi yasaklandı.
b. Beyin, spinal kord, timus, tonsil, barsak ve dalak ile tüm
türlerin beslenmesi yasaklandı(9,10). Bu tedbirlerin alınması üzerine hastalık insidensi hızla düştü. Hastalığın pik yaptığı dönemde yani; 1992 yılında toplam 36.682 vaka şekillenmiş iken, 1998 yılında bir yılda toplam 3064 vaka şekillenmiştir (2,7,8). Sonuç
olarak; İngiltere'de seksenli yılların sonunda, BSE vakalarındaki artış, 1.
O dönemde Scrapie ile enfekte sürü
sayısının artışına, 2.
Scrapie'li koyunların rendering
materyali olarak kullanılmaya başlamasına, 3.
Sayısı artmış Scrapie'li koyunların
tamamen bu şekilde tüketilmesine, 4.
Rendering
sisteminde değişiklik yapılarak daha düşük rendering ısısı
ile daha kısa sürede rendering yapmanın sürekli kullanılmasına, 5.
Rendering sisteminde yağ
ekstraksiyonu için
solventlerin kullanımının bu dönemde azalmasına
bağlanılmaktadır (11). Yararlanılan
Kaynaklar: 1.
Arda, .M (1996): Bulaşıcı
Spongiform Encephalopathyler. 1.Uluslararası Mikrobiyoloji Kongresi.
1-11, İstanbul, Türkiye. 2.
Ferguson, N. M., Ghani, A.
C.,Donelly, C. A.,Denny, G. O., Anderson, R. M. (1998): BSE in Northern
Ireland, Epidemiological Paterns Past, Present and Future. Precedings of
teh Royal Society of London Series B, Biyological Sciences (1998) 265,
1398, 545-554. 3.
Foster, J. D., Bruce, M.,Mc
Connell, I. Chree, A.,Fraser, H.(1996): Detection of BSE Infectivity in
Brain and Spleen of Experimentally Infected Sheep. Veterinary Record,
138,546-548. 4.
Gül, Y.,Kaplan,M. (1996): Bulaşıcı
Süngerimsi Beyin Hastalıkları.F.Ü.Sağlık Bilimleri Dergisi. 10 (2),
375-383. 5.
Hunter, N., Foster, J.D.,
Goldman, W., Stear, M.J., Hope,J., Bostock, C. (1996): Naturla Scrapie in
a Closed Flock of Cheviot Sheep Occurs Only in Spesific PrP Genotipes,
Arch Virol 141,809-824. 6.
Ilkeda T., Horiuchi, M, Ishıguro,
M., Muramatsu, Y., Kaiuve, G.D., Shinagawa, M.(1995): Aminoacid
Polimorfisims of PrP With Reference to Onced of Scrapie in Suffok and
Corriedale Sheep in Japan. Journal of General Virologie, 76, 2577-2581. 7.
OIE Report on Worldwide Animal
Disease Status and OIE Bulletins(1995-1996): World Status of Animal
Disease in 1995 and 1996. 8.
UK, Institute of Food Science
Technology Bovine Spongiform Encephalopathy (BSE) News Release 16 June
1996. London, Uk: Institute of Food Science Technology (1999). 62 pp. 9.
USDA:APHIS:VS (1996): Bovine
Spongiform Encephalopathy: Implications for The United States, A
Follow-Up. 10.
USDA: APHIS:VS (1993):Uniteed
States Rendering and Feed Manufacturing Industries: Evaluation of
Practices with Risc Potantial of Bovine
Spongiform Encephalopathy. 11.
Wilesmith, J.W., Ryan, J.B.M.,
Atkinson, M.J. (1991): Bovine Spongiform Encephalopathy: Epidemiologic
Approaches, Trials and Tribulations in Proc. 6th Int. Symp. Vet.
Epidemiol. And Economics. 32-43. AKTARILABİLİR SPONGİFORM ENSEFALOPATİLERDE ETİYOLOJİ Hülya
TÜRÜTOĞLU* *Yrd.
Doç. Dr., Akdeniz Üniversitesi Veteriner Fakültesi, Mikrobiyolji
Anabilim Dalı, Burdur, e-mail: hulyaturutoglu@ hotmail.com Giriş: Prion
hastalıkları, prion proteini olarak bilinen hücresel bir glikoproteinin
(PrPc) anormal bir izoformu tarafından meydana getirildiği düşünülen,
öldürücü nörodejeneratif bozukluklar olarak tanımlanmıştır
(10,21). Beyinde görülen süngerimsi yapı ile ilgili olarak spongiform
ensefalopatiler olarak isimlendirilen bu grup hastalıklar, aynı tür içinde
veya farklı türlere aktarılabildiğinden aktarılabilir spongiform
ensefalopatiler (Tranmissible Spongiform Encephalopathy = TSE) olarak da
adlandırılmaktadır (3,10,23). Bu grup hastalıklar içinde en dikkati
çekenler koyunlarda scrapie, ineklerde BSE ve insanlarda CJD’dir
(10,23). İnsan ve hayvanlarda görülen bazı TSE’ler Tablo.1’de
verilmiştir.
Tablo.1: İnsan ve hayvanlarda görülen bazı TSE’ler (FAO,1993-Schreuder, 1994). TSE’leri
meydana getiren patojen, bakteri veya viruslardan belirgin olarak farklı
olduğu için prion olarak isimlendirilmiştir (3). Prion, inaktivasyona
dirençli küçük protein yapısında infeksiyöz partiküller olarak tanımlanmıştır
(20,21). PrP’inin moleküler ağırlığının 50.000-100.000 arasında
olduğu, 20 nm den küçük ve yaklaşık 254 amino asitten oluştuğu
bildirilmekle birlikte yapısı tam olarak açıklanamamıştır
(3,11,20). Prionların; 100°C
de ısıtma, iyonizan, UV ve mikrodalga ışınları ile yeterince
inaktive olmadıkları, bilinen dezenfektanlara (formalin, glutaraldehid,
beta-propiolakton, etilen oksit gibi) karşı oldukça dirençli oldukları
ve pH değişmelerinden etkilenmedikleri bildirilmiştir (4,19,25). Aynı
zamanda prionların toprakta biyolojik olarak dekompoze olmalarının çok
zor olduğu ve canlılıklarının 3 yıl kadar devam ettiği ifade edilmiştir
(23). TSE ajanlarının inaktivasyonu için önerilen yöntemler
Tablo.2’ de verilmiştir. Ancak bu yöntemlerin tam olarak etkili olmadıkları
da bildirilmiştir (19,25).
Tablo.
2: TSE ajanlarının inaktivasyonunda önerilen yöntemler (Porter ve
ark, 2000-Taylor, 2000). TSE
veya prion hastalıklarında yapıcı faktörün PrP olduğu kabul
edilmekle birlikte, PrP’lerinin hastalık oluşturma mekanizmaları tam
olarak açıklanamamıştır (4). Bu derlemede TSE’lerde etiyo-patojenez
konusunda öne sürülen teorilerin aktarılması amaçlanmıştır.
İnfektif
prion protein teorisi 1982 yılında Stanley Prusiner tarafından öne sürülmüş
ve bilim dünyasının birçok kuşkusuna karşın, araştırıcı bu
teorisi ile Nobel ödülüne layık bulunmuştur (6,20). İnfektif prion
teorisi; normalde bulunan PrP’nindeki bir fragmanın kaybolduğu, bu
kayba bağlı olarak proteinde irreversible şekil değişikliği meydana
geldiği ve değişikliğe uğrayan PrP’lerin hücre içinde bulunan
proteaz enzimleri tarafından parçalanmaya dirençli hale geldiklerini de
belirtmektedir (20). Hasta hayvanda değişikliğe uğramış bu
PrP’nin, diğer PrP moleküllerini değiştirerek infekte hale sokmaya
başladığı ve beyinde plaklar halinde PrP’inin birikmesi ile beynin
giderek sünger gibi boşluklarla dolu bir hal aldığı belirtilmektedir
(20,21). Beyindeki süngerimsi görünüm ile ilgili olarak bu grup hastalıklara
spongiform ensefalopatiler de denilmektedir (3,23). Beyin ve omurilikteki
PrP’lerin tedricen değişikliğe uğradığı ve hayvan delilik
belirtileri gösterinceye veya ölünceye kadar beyinde
dejenerasyonun devam ettiği bildirilmektedir (6). Prion
molekülünün DNA ihtiva etmediği ve infektivitenin DNA aracılığıyla
gönderilen normal kodlu mesajlar olmaksızın şekillendiği
bildirilmektedir (6). İnfeksiyonların ve hücre fonksiyonlarının yalnızca
DNA yönlendirmesi altında şekillendiğinin bilinmesinden dolayı, tartışmaya
neden olan bu konu başlangıçta sadece bir fikir olarak değerlendirilmiş,
ancak zamanla bu alanda çalışan birçok bilim adamı tarafından kabul
edilmeye başlanmıştır (1). Birçok araştırma
sonucunda, bilim adamları prion hastalıklarında patojen komponentinin
Scrapie prion protein (PrPsc) olduğunu kabul etmektedir
(1,4,20,21). PrPsc ve BSE prion protein
(PrPBSE) olarak isimlendirilen bu proteinlerin vücutta
normalde bulunan PrPc’den meydana geldiği bildirilmektedir
(1,20,21). PrPc birçok dokuda özellikle beyinde bulunan
normal bir membran glikoproteini olup, nöyronlara glikoinozitol
fosfolipid bir bağ ile bağlanmıştır (4). Prion hastalıklarına
spesifik proteinin ise infekte hayvanlarda ve özellikle beyinde
identifiye edildiği bildirilmiştir (4). PrPc ve PrPsc’nin
yapılarında sialik asit içerdiklerinden sialoglikoprotein denilebileceği
belirtilmiştir (20,21). PrPc ve PrPsc birbirlerine
benzer olmaları ve aynı amino asitleri aynı sırayla içermeleri
nedeniyle, fark anlaşılamadığından bağışıklık şekillenmeyeceği
bildirilmiştir (20,21). Ancak PrPc ve PrPsc’nin 3
boyutlu molekül yapılarında farklılık olduğu, PrPc’nin
yüksek oranda (% 42) alfa-heliks ve çok az oranda (% 3) beta-sheet içerdiği
halde, PrPsc’de beta-sheet oranının arttığı (% 43) ve %
30 oranında ise alfa-helikse sahip olduğu belirtilmiştir (4). Ayrıca
PrPc proteinaz-K ile tahrip olurken, PrPsc’nin bu
enzime dirençli olduğu, PrPc sodyum duodesil sülfat adlı
deterjan ile çözünürken, PrPsc çöktüğü belirtilmiştir
(20). İnfektif
prion teorisine göre; infeksiyon PrPsc’nin organizmaya
girmesi ile meydana gelir. Vücuda giren patojen PrPsc normal hücresel
protein (PrPc) ile birleşerek değişiklikler meydana getirir
ve PrPc anormal
izoform PrPsc haline dönüşür. Alınan PrPsc daha
fazla PrPc’nin PrPsc haline dönüşmesine sebep
olur. Bu durum PrPsc üretiminin daha fazla olmasına ve beynin
geri dönüşümsüz hasarına neden olur (1,24). PrPc’nin
PrPsc’ye dönüşümünde, bir mediatör veya moleküler bir
şaperon (refakatçi) olarak görev yapan ve Protein X olarak tanımlanan
3. bir proteinin varlığından da söz edilmektedir. Türe spesifik olan
Protein X’in prion hastalıklarında gözlenen tür bariyeri ile de ilişkili
olduğu ileri sürülmüştür (1). Türler
arası geçişin ancak konakçı PrPc ile donör PrPsc
nin amino asit sekansları arasında benzerliğin varlığı halinde mümkün
olabileceği ve benzerliğin inkübasyon periyodunu da etkileyeceği
belirtilmiştir (4,11). Hamster ve fare PrP proteinlerinde 16 kodonda
farklılık olması nedeniyle aktarımın zor olacağı, koyun ve inek PrPc’lerinde
ise sadece 7 amino asitte farklılık olması nedeniyle
kontamine gıdalar ile kolayca ineklere infeksiyöz ajanın transfer
olabileceği belirtilmiştir (4). Aynı nedenle BSE’nin insanlara aktarılamayacağı
düşünülmüş, ancak 1996 yılında İngiltere’de insanlarda BSE ile
ilişkilendirilen yeni bir varyantın (nvCJD) saptanması ile tür
bariyerinin kırılabileceği ve bu duruma başka faktörlerin de yol açmış
olabileceği öne sürülmüştür (4,11,22). BSE ortaya çıktığında
nadir görülen bir hastalığa ineklerin nasıl yakalandığı sorusu gündeme
gelmiş ve bu ikilem üzerine önceleri infektif yem teorisi ileri sürülmüştür
(6). Bu teoriye göre; değişikliğe uğramış prionlar ile kontamine
olmuş yemlerin hayvanlar tarafından alınması sonucu, alınan prionların
ölüm meydana gelene kadar, hayvanların beyinlerinde mevcut normal
prionları infekte ettiği ileri sürülmektedir (2,4,6). İngiltere’de
BSE’nin ortaya çıkışı, 1970’li yılların sonları ile 1980’li
yılların başlarında rendering metotlarında yapılan değişikliklere
bağlanmıştır (12,24). İngiltere’de hayvanlarda protein kaynağı
olarak kullanılan et-kemik ununun hazırlanması aşamasında önceleri yüksek
ısı kullanılmış, ancak İngiliz hükümetinin parasal kaybı aza
indirgemek için, solventler ile yağların ekstraksiyonu
gibi çeşitli işlemleri uygulamadan çıkartmasının infektivite
üzerinde etkili olduğu düşünülmektedir (2,6). Ekstraksiyon ısısının
düşürülmesi ile prionların inaktive olmadıkları belirtilmiştir
(2,6,12). Rendering metotlarında yapılan değişikler sonucu;
scrapie’li koyun veya gizli inkübasyon periyodunda olan BSE’li
ineklerden hazırlanan et-kemik ununun hayvanlara yedirilmesinin, BSE salgınının
başlamasında temel faktör olduğu düşünülmektedir (2,4,6,12,24).
Ancak İngiltere’de rendering işlemlerinde geçmişte kullanılan
solvent ekstraksiyon yöntemleri ile birlikte diğer yöntemlerinin karşılaştırıldığı
bir araştırmada (26); BSE ve scrapie ile infekte dokularda bulunan
ajanların tamamen inaktive olmadığı saptanarak, BSE’nin ortaya çıkışında
başka faktörlerinde rol oynayabileceği belirtilmiştir.
Normal
hücrelerde PrP’lerini kodlayan gen (PRNP geni) bulunmaktadır (4). Bu
genin insanlarda 20., farelerde ise 2. kromozomda lokalize olduğu
belirtilmiştir (3). Önceleri infeksiyöz proteini de PRNP geninin kodladığı
düşünülmüş ve hedef hücreye giren PrPsc’nin PrPc yerine
PrPsc üretimini indüklediği, bu olayın hücreden hücreye
atlayarak merkezi sinir sisteminde lezyonların oluşumuna neden olduğu
ileri sürülmüştür (21). Ancak bugünkü bilgilere göre aynı genin
yapısal olarak farklı iki proteini kodlamasının imkansız olduğu
belirtilmiştir (4). İnsanlarda görülen bazı scrapie benzeri hastalıkların bir canlıdan diğerine bulaşmaksızın meydana geldiği ve bazı ailelerde kalıtsal olduğu bildirilmiştir (21). Kalıtsal spongiform ensefalopatilerin; hücre DNA’larında bulunan PRNP geninde gelişen mutasyon ile ilgili olarak oluşan mutant genin kodladığı anormal proteinlerin vücutta özellikte beyinde birikmesi sonucu meydana geldiği bildirilmektedir (3,4,7,13). İnsanlarda görülen GSS sendrom ve fatal familial insomnia (FFI) gibi CJD formlarının kalıtsal olduğu anlaşılmıştır (1,4,7,11,13,19). Scrapie’nin genellikle aynı ırktan koyunlar arasında ailesel olarak görülen genetik bir hastalık olduğu belirtilmektedir (4,23). BSE’nin (24) ve BSE ile ilişkili olduğu düşünülen nvCJD’nin (4) kalıtsal olmadığı belirtilmektedir. Ancak sığırlardaki BSE’nin insanlardaki CJD‘e benzer şekilde geliştiği ve belki de infektif bir ajan ile birlikte bir çok faktörün beraberliği veya tamamen genetik değişiklik sonucunda gelişebileceği de düşünülmektedir (1,4).
TSE’ler
başlangıçta, yavaş virus (slow virus) hastalıkları olarak
isimlendirilmiştir (20,21). Günümüzde bazı bilim adamları tarafından
da böyle tanımlandığı belirtilmektedir (2,4,9,11,16). AIDS
epidemilerinin başlangıcında HIV’in bilinmediği gibi, prion hastalıklarının
da henüz saptanamamış viruslar tarafından meydana getirildikleri ileri
sürülmüştür (6). En küçük viruslardan 100 defa daha küçük
olmaları ve filtrelerden geçebilmeleri gibi boyutları ile ilgili değerler
nedeniyle küçük virus partikülleri içine yerleştirilmelerine karşın,
DNA ve RNA ihtiva etmemeleri, beta-propiolaktan, proteaz ve nukleazlar ile
muamelelere, ısı, UV ve iyonizan ışınlara dirençli olmaları gibi
nedenlerle viruslardan ayrı karakter taşıdıkları bildirilmiştir
(6,9). Ayrıca canlı hayvanlarda infeksiyona karşı bilinen bir immun
yanıta neden olmadıkları gibi diğer infeksiyonlara karşı gelişen
immun yanıtı da etkilemedikleri belirtilmiştir (9). İnfekte
hayvanlarda hastalığın ancak klinik olarak geliştiğinde teşhis
edilebilir olmasının, bu grup hastalıkların yangısal olmadığının
göstergesi olarak açıklanmıştır (6). Ancak prion hastalıklarında
teşhis edilebilir bir immun reaksiyon olmamasının, immun yetmezlik veya
supressör hücre aktivitesindeki artmaya bağlanamayacağı, zira
immunmodülatör maddelerin TSE infeksiyonlarına karşı duyarlılığı
etkilediği belirlenmiştir (15). Ayrıca CJD’li hastaların
serebrospinal sıvılarında, hastalığın klinik seyri sırasında yangısal
yanıt ile ilişkili 2-arachidonic asit metabolitleri olan prostaglandin E2
ve F2-isoprostane düzeylerinin arttığı saptanmıştır
(17). BSE semptomları gösteren ineklerde de interferon gamma ve
prostaglandin E2 plazma seviyelerinde ELIZA ile artış
saptanarak, BSE’li hayvanlarda immun yanıtın gelişebileceği ilk kez
rapor edilmiştir (18). İnfeksiyöz
ajanın, nükleik asitleri yıkıma uğrattığı bilinen işlemler ile
infektivitesini kaybetmemesi yanında, proteinleri denatüre eden işlemler
ile infektivitede azalma görülmesi referans alınarak etkenin protein
olduğu kanısına varılmıştır (20,21). Bazı araştırmacıların
prion ile birlikte veya birleşik viral partiküllerin infeksiyonda rol
oynadığını daha bilimsel bir görüş olarak
kabul ettikleri bildirilmiştir (6,11). TSE’lerden sorumlu
virusun PrPc molekülünde saklandığı veya PrPc’nin
viral bir reseptör görevi yaptığı
şeklinde hipotezlerin varlığı belirtilmektedir (4,11). CJD’li
insan ve scrapie’li hamsterlerin beyninde virus benzeri partiküllerin
varlığı da belirtilmiş olmasına karşın bu konudaki çalışmaların
az olması prion teorisini öne çıkarmıştır (2,4,6). 4.
Organik fosforlu pestisid teorisi:
Mark
Purdey’in organik fosforlu pestisidler ile BSE arasında ilişki kuran
ilk kişi olduğu belirtilmiştir (6). Organik fosforlu bir ürünün
(Phosmet) İngiltere’de yoğun olarak kullanıldığı, aynı ürünün
diğer ülkelerde de lisanslı olmasına karşın, İngiltere’de (20
mg/kg) diğer ülkelere oranla (6 mg/kg) daha yüksek dozda kullanıldığı
ifade edilmiştir (6). İneklerin organik fosforlulara duyarlı olması
ile ilacın yüksek dozda kullanılmış olmasının epideminin
tetikleyicisi olduğu ileri sürülmüştür
(5,6). Pour-on şeklinde formüle edilen ürünün hayvanların omurgası
boyunca kullanılması nedeniyle, tedavi alanının hemen altında bulunan
beyin ve omurilik üzerinde etkili olabileceği düşünülmektedir
(2,4,6). II.
Dünya Savaşı’nda kimyasal silah olarak geliştirilen sinir gazının
bir derivatı olan organik fosforluların, sinir sistemini etkiledikleri
ve hayvanlarda genellikle prion hastalıklarına benzer semptomlara neden
oldukları belirtilmiştir (6). Histopatolojik olarak da BSE’de görülen
beyindeki süngerimsi değişikliklere benzeyen vakuolizasyonlara neden
oldukları açıklanmıştır (6). Nitekim ilk BSE vakalarına müdahele
eden bilim adamlarının olayın toksikolojik bir temele dayalı olabileceğini
düşündükleri açıklanmıştır (6). Bu görüş et-kemik unu hiç
verilmeyen ancak organik fosforlu ilaçların kullanıldığı çiftliklerde
BSE vakalarının görülmesi üzerine daha ciddiyetle ele alınmaya başlanmıştır
(2,4,6). 4.
Otoimmun
hastalık teorisi: Prion
hastalıklarının etkenin alınmasından yıllar sonra ortaya çıktığı
bilinmektedir (2,4,11,20,21). Bu durumun Experimental Allergic
Encephalomyelitis (EAE) gibi deneysel olarak oluşturulan hastalık
grubunda da gözlendiği açıklanmıştır (6). Hayvan beyinlerinin diğer
hayvanlara enjekte edilmesi ile oluşturulan EAE’de, beyin dejenasyonu
ile ölüm gözlendiği, immun sistemin yabancı proteinlerin yanı sıra
kendi proteinlerine de reaksiyon vermesi ile oluşan otoimmun bir hastalık
olduğu belirtilmiştir (6). EAE ve prion hastalıkları arasında farklılıklar
olmasına karşın, benzerliklerin oldukça fazla olduğu ifade edilmiştir
(6). Louis Pasteur’ün 1875 yılında tavşan beyninden hazırladığı
kuduz aşısının uygulandığı birçok kişide ciddi nörolojik hastalıklar
ile ilgili ölümler meydana geldiği, problem incelendiğinde otoimmun
hastalıkların ortaya konulduğu belirtilmektedir (6). Yıkımlanmaya
dirençli tek proteinin PrP olmadığı, EAE’de
etkili olan Miyelin Basic Protein (MBP)’de benzer şekilde ısı
ve kimyasal maddelere dirençli olduğu, PrP ve MBP’nin hücre membranı
üzerinde bulunması nedeniyle, her iki hastalığa sahip hayvanlardan alınan
beyin, omurilik, timus, dalak ve diğer dokuların başka hayvanlarda
enjeksiyonu ile laboratuvar koşullarında oluşturulabileceği belirtilmiştir
(6). Her iki hastalıkta da sendeleme, güçsüzlük, paraliz, tremor ve
koma gibi birçok semptomun ortak olmasına karşın, birçok bilim adamının
prion hastalıklarının immun sistemi etkilemesine devamlı itiraz
ettikleri açıklanmıştır (6). Bu konudaki temel görüş, immun
reaksiyonlara yangısal bir elemanın neden olduğunun bilinmesine karşın,
prion hastalıklarında bu durumun ortaya konulmamış olmasıdır (2,4).
Ancak anti-inflamatuar steroidler veya diğer ilaçlar ile yapılan
tedavilerle her iki hastalık etkilerinin azaltılması sonucu, yangının
bir faktör olabileceği ileri sürülmüştür (6). Otoimmun hastalık
teorisi iki farklı mekanizmayla açıklanmaya çalışılmıştır; a)
Bakteriyel
benzerlik: Yıllar
önce Prof. Alan Ebringer’in rheumatoid arthritis gibi otoimmun hastalıklarda
bakteriyel benzerlik konusunda çalışmalar yaparak, yaygın bir bakteri
olan Proteus mirabilis’ten ileri gelen infeksiyonda immun sistem atağından
söz ettiği bildirilmektedir (8). Bakteriyel bir protein ile eklemdeki
kollagen proteininde benzerlik olduğuna, yabancı bakteriye karşı yanıt
meydana geldiği gibi immun sistemin kollagene karşı da yanıt vereceğini
belirtmiştir (2,6,8). Ebringer’in BSE’ye prionların yol açtıklarına
inanmayarak, BSE’yi otoimmun hastalık yönünden araştırdığı ve
BSE’li hayvanların serumlarında yüksek konsantrasyonda Acinetobacter
türlerine karşı antikorları tespit edilmesi üzerine
Acinetobacter’leri sorumlu tuttuğu ifade edilmiştir (2,6,8). Toprak, dışkı,
kirli sular ve çiftlik atıklarında yaygın olarak bulunan
Acinetobacter’lerin, rendering işlemlerinde ısının azaltılması
sonucu ölmeyerek, et-kemik unu vasıtasıyla hayvanları kontamine ettiğini
ileri sürdüğü belirtilmektedir (6,8). PrP ile Acinetobacter’den elde
edilen protein arasında benzerlik saptanması üzerine, Ebringer’in,
Acinetobacter etkenlerine karşı immun sistem yanıt geliştirdikten
sonra, benzerlik nedeniyle tüm vücutta prion moleküllerine karşı da
yanıt gelişeceğini fikrini öne sürdüğü bildirilmektedir (6). Bu
konu ile ilgili olarak yapılan bir çalışmada (27),
BSE’li hayvanlarda nöyrofilament ve miyelin gibi beyin
komponentlerine karşı IgA otoantikorlarının seviyesinde artış
meydana geldiği gibi, toprakta saprofitik olarak bulunan, sığır
miyelin ve nöyroflamentleri ile kros reaksiyon veren Acinetobacter
calcoaceticus’a karşı da artış saptanmıştır. Aynı araştırmacılar
(27), Agrobacterium tumefaciens ve Escherichia coli’ye karşı antikor
artışı saptamadıklarını bildirerek BSE patolojisinde mukozal
otoantikorlar ve antibakteriyel antikorların ilişkisine dikkat çekmişlerdir. b)
Toksikolojik
bir nedene dayanan otoimmunite: Gelişmiş
bir immun sistem, hayvanın arşivinde bulunan tüm molekülleri tanıyıp
onlara karşı bir yanıt oluşturmadığından otoimmun hastalıkların
genellikle nadir görüldüğü belirtilmiştir (5,6). Otoimmun hastalıkların
travma veya infeksiyon sonucu gelişebileceği gibi, yüksek dozda organik
fosforlu bir ilacın kullanılmasına da bağlı olabileceği ileri sürülmüştür
(5,6). Organik fosforlu bir ilacın normal prion molekülünün yapısını
değiştirdiği veya hücre membranına onu bağlayan bağı kopardığı
ve prion molekülünün böylece sinir hücrelerinin yanında birikmeye başladığı
belirtilmektedir (5). Böyle bir ilacın (Phosmet) pour-on olarak
hayvanların omurgası boyunca uygulanması ile riskin arttırabileceği
ileri sürülmüştür (6). Prion molekülünün yapısı ve yerleşimindeki
bu değişikliklerin immun sistem tarafından yabancı olarak tanınması
ile otoimmun yanıtın gelişebileceği ve bu durumun tüm sinir
sisteminde hasarlı prion moleküllerinin birikmesi ile sonuçlanacağı
ifade edilmiştir (5,6). Donör hayvanlardan alınan PrP’inin deneysel
olarak bir konakçının beyin ve vücuduna enjekte edilmesi ile otoimmun
hastalık (yabancı antijene karşı immun sistem yanıt vereceği
için) oluşturulabileceği bildirilmektedir (6). BSE
veya diğer TSE’leri açıklamada bu teorilerin yanısıra, bakteriyel
toksinlerin beyinde birikmesi, aşırı selenyum ihtiva eden bitkilerin alınması,
molibden toksisitesi ve bakır yetersizliği gibi bir çok hipotez de
ileri sürülmüştür (2). Yine son zamanlarda, mayalarda (Saccharomyces
cerevisiae) da yapı ve fonksiyon olarak memeli prionlarına benzerlik gösteren
prion benzeri protein partiküllerinin saptanması (14,28), araştırıcıları
prion ve prion benzeri mekanizmaların doğada umulandan daha yaygın
olabileceği düşüncesine sevketmiştir (4,11). Sonuç:
Sonuç olarak, PrP tarafından meydana getirildiği düşünülen TSE’lerin etiyo-patojenezinde mevcut belirsizliğin, BSE, CJD ve scrapie gibi benzer prion hastalıkları üzerine yapılan çalışmalar ve bu çalışmalardan elde edilecek sonuçlar ile ortadan kaldırılabileceği düşünülmektedir. Yararlanılan
kaynaklar: 1.
Aguzzi, A. (1999): The genetics
of prionsa contradiction in terms. Lancet, 354 (supp I): 2225. 2.
Anonim. (2001): Hypothesis for
the origin and spread of BSE. İnternet: http://www.sparc.airtime.co.uk/bse.
Erişim tarihi: 19.02.2001. 3.
Arda, M. (1997): Prion’lar “Özel
Mikrobiyoloji”, M. Arda, A. Minbay, N. Leloğlu, N. Aydın, M. Kahraman,
Ö. Akay, A. Ilgaz, M. İzgür, K. S. Diker, 299-308, Medisan Yayın
Serisi: 26, Ankara. 4.
Avenhaus, M. (1998): Anatomy
Paper: Physiology of prion diseases and their effect upon the structure of
the nervous system. İnternet:http:// www.avenhaus.de
/Malte / home_deutsch.html.
Erişim tarihi: 14.02.2001. 5.
Axelrad, J. (1998): An autoimmune
response causes transmissible spongiform encephalopathies. Medical
Hypotheses, 50 (3): 259-264. 6.
Axelrad, J. (2001): BSE: A
disaster of biblical proportions or a disaster of British Science. İnternet:
http://www.iea.org.uk/env/bsm.htm.
Erişim tarihi: 19.02.2001. 7.
Campbell, T. A., Palmer, M. S.,
Will, R. G., Gibb, W. R. G., Luthert, P. J. and Collinge, J. (1996): A
prion disease with a novel 96-base pair insertional mutation in the prion
protein gene. Neurology, 46 (3): 761-766. 8.
Clare, S. (1999) Startling BSE
bacteria theory. Meat International, 9 (6): 19-21. 9. FAO (1993): Bovine spongif |